Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kozalak

"Öteki" olmak...

Aslen gazeteci olan Sema Aslan'ın ilk romanı Kozalak, hepimizin bildiği, çoğunlukla görmezden geldiği, unutmaya çalıştığı yaşamlar üzerine... Her şeyin son derece iki yüzlü bir şekilde yaşandığı ülkemizde lgbtt bireylerin kim oldukları üzerine uzun uzadıya düşünmüş kaç kişi vardır ki? Yok saymak, arada gazete haberlerinde katledildiklerini görüp sayfayı çevirmek, bazen de yolda falan karşılaşınca gözlerini kaçırmak daha kolaydır çünkü. Yok saymak, hem bireysel hem toplumsal hem de hukuksal olarak daha kolaydır. Yeni anayasa için görüş bildiren herkesi tek tek duyurarak teşekkür ederken lgbtt derneğini ve önerilerini yok saymak bir hükümet için daha kolaydır. Çözüm üretmek yerine "eşcinsellik hastalıktır" demek bir aile bakanı için daha kolaydır. Kısacası Kozalak kolay olanı değil zoru anlatmayı seçmiş bir roman. Roman, Bedir'in Dolunay'a dönüşmesini anlatıyor denebilir. Bu dönüşümün zorluğunu hissettirmesinin yanında, eşcinsel bir çocuğ…

Artakalan

Bir iç dökümü olarak: Artakalan

Çok genç olan İstos Yayın, Türkiyeli okuru Ege'nin öbür yakasının edebiyatıyla buluşturmaya devam ediyor. Elenika dizisinden çıkan 'Artakalan', Yunan sanat dünyasında oldukça farklı dallarda eser vermiş, buralarda ise pek tanınmayan Kostas Tahçis'in öykülerinden oluşuyor. Bu öyküler 1964-1967 yılları arasında çeşitli dergilerde yayımlanmış ve yazar tarafından 1972 yılında bir araya getirilerek yayımlanmış.
Kostas Tahçis'in 'Üçüncü Düğün Çelengi' adlı romanı 1988 yılında Ahmet Yorulmaz tarafından çevrilmiş ve Mitos Yayınlarınca basılmış. Kitabı bulmaya çalışmak şu an oldukça zor çünkü Türkiye'de baskısı biten kitapların uğradığı hezimete uğramış. Baskısı biten kitabı yeniden basmak, Türk yayıncılığının bir türlü aşamadığı etik unsurlardan biri, yayın dünyamız bir zamanlar basılmış, bitmiş ve meçhulde kalmış kitaplarla dolu, bu istikrarsızlık maalesef böyle değerli kitaplardan mahrum kalmamıza neden oluyor. 'Üçüncü Düğü…

Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü

Şiddetin sıradanlığı 

Son dönemlerde özellikle yurtdışında iyi bilinen, ödüller alan ve Türkçeye çevrilmemiş genç yazarların kitaplarını yayımlayan Siren Yayınları, Etgar Keret'in Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü adlı öykü kitabını yayımladı. Kitap çok hacimli olmamasına karşın yirmi iki öyküden oluşuyor ki bunlardan sonuncusu sinopsis biçiminde yazılmış bir novella bile sayılabilir. Öteki öyküler bir iki sayfa uzunluğunda. Bu kısacık öykülerin İsrail'de yaşayan insanlara, özellikle de büyüyen çocuklara dair anlattıkları ise oldukça yoğun. Aslında “bir öykünün romandan daha iyi anlatacağı ne vardır” sorusuna verilmiş birer yanıt bile sayılabilir öyküler. Okura küçücük ayrıntılarla şiddetin, bazen vicdanın ve çoğunlukla geçmişin, ülkesinde ne denli önemli olduğunu gösteriyor yazar. Etgar Keret iyi bir yazar olmanın yanı sıra, başarılı bir gözlemci ve mizahçı, neredeyse bütün öykülerde kendini gösteren ironi duygusu, bazen trajediye yaklaşacak bir konuya sahip öyküyü bile buru…

Muz Sesleri

Not: Bu yazı bayağı eski. Ece Temelkuran'ın son birkaç yıldaki tutarsızlıklarından önce yazıldı, o nedenle romanı beğenmeyip kendisini sevdiğimi söylesem de, artık pek geçerli değil. 
Beyrut'u anlayabilmek...

Ece Temelkuran'ı severim; köşe yazılarını, yayımladığı kitapları, genel olarak içimizi acıtan gündem maddelerine karşı takındığı tavrı... Bu nedenle ilk romanını çok merak ettim ve hemen okudum. Bu yazı geç bile kaldı sayılır... Bazı kitaplar vardır, okuduğunuzda size yepyeni kapılar açar, günleriniz geceleriniz anlatılanları araştırmakla, yazarın neyi nasıl anlattığını keşfetmeye çalışmakla geçer... Örneğin Geceyarısı Çocukları'nı okuduktan sonra rüyalarımda bile o gün okuduğum Hindistan tarihinden parçalar görüyor, Perperık-a Söe'den sonra ise Dersim katliamı hakkında tamamen ayrı bilgiler veren tarihçilerin yazdıklarını okumaktan uyumaya vakit bulamıyordum. Beyrut hakkında bir kitap da özellikle İsrail - Filistin - Suriye meselelerini anlamaya – bilgilenmek …

Kopoy

Taşradan İstanbul'a insan manzaraları...

Amerikan Edebiyatında "Güney Gotiği" olarak adlandırılan akımın yazarlarını çok severim. Onların Amerika'nın Güney eyaletlerinin kendine haslığını ve hastalıklarını ustalıklı bir biçimde anlatmaları gibi, Türkiye'nin de taşrasını son derece iyi gözlemlerle anlatan yazarları, hatta şehir edebiyatına göre bence daha başarılı sayılabilecek bir taşra edebiyatı var. Kopoy, her ne kadar kendisine mekân olarak İstanbul'u seçse de, roman kahramanı İstanbul'da yaşasa da, burası bildiğimiz İstanbul değil, roman da genelde alışık olduğumuz üzere kentin merkezlerini ve güzelliklerini kendisine fon edinen bir roman değil. Bu nedenle karakterlerinin taşraya dair anlattıkları ve oradan taşıdıklarıyla taşra romanı olarak anılmaya daha uygun. Kopoy, Şirinevler'de bir handa geçiyor, İstanbul niyetine anlatılansa birkaç sayfada geçen Eminönü ve Galata Köprüsü sadece. Yani yine alışık olduğumuz üzere Suriçi'nden Pera tarafına…

Kedi Hikâyeleri

Hiç bitmeyen kedi hikâyeleri... Yapı Kredi Yayınları kediseverleri çok memnun edecek bir kitap yayımladı eylül ayında. Kapağında kalın bir kitabın sayfaları arasına patisini koymuş bir tekirle bizi selamlayan kitap, tasarımıyla da oldukça sevimli. Her öyküde farklı yaramazlıklar peşindeki kediler sayfaların kenarlarından göz kırpıyor sanki okura. Kedi Hikâyeleri alışık olduğumuz antolojilerden farklı. Daha önce farklı yayınevlerinden yayımlanmış kedi hikâyeleri antolojileri de olmuştu. Bu kitabın farklılığı, kedi hakkında yazılmış “her şey”i antolojiye dahil etmiş olması, Oscar Wilde'dan bir şiir, Grimm Kardeşler ve Andersen'den birer masal, kedilerle ilgili efsaneler, bir kediyle yapılmış anket, kısa bir biyografi, Samuel Butler'dan bir mektup... Bunların dışında toplam öykü sayısı da kırka yakın. Almanya'da 2004'ta yayımlanan antolojide yer alan öyküler genelde Alman yazarların. Aslında kitabın orijinaliyle ilgili bilgiyi bir tek künyesinden öğrenebiliyoruz, kita…