16 Mayıs 2014 Cuma

Dalga

Tehlikeli bir deney
Ingeborg Bachmann'ın “Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar...” sözü yaşamımızı anlatan en doğru söz olabilir. Doğduğumuz ana-baba evinden başlayıp, biçimlendirilmek üzere gittiğimiz okulları, sonrasında çalışılan işyerlerini bir düşünün... Faşizmin aslında her yerde, her ilişki biçiminde var olduğunu görmek insanlık için herhangi bir umut besleme olasılığını azaltıyor.
Todd Strasser, yaşanmış bir olay üzerine kaleme almış Dalga romanını. 1969'da Kaliforniya'nın Palo Alto bölgesindeki bir lisede tarih dersinde yaşanan ve öğretmen Don Jones'un hayatı boyunca yakasını bırakmayacak olan “Üçüncü Dalga” adını verdiği bir deneyi anlatıyor. Don Jones yaşananları bir belgesel gibi aktardıktan sonra yazar Todd Strasser olayı romanlaştırmış. Oldukça ilgi gören roman 1981'de televizyon filmine, 2008'de ise sinema filmine aktarılmış.
Romanda Ben Ross, Gordon Lisesi'nde sevilen, sempatik bulunan bir tarih öğretmeni. Yakın tarihin işlenildiği bir derste konu 2. Dünya Savaşı'na, Nazilerin yaptıklarına, katledilen Yahudilere gelince, haklı olarak öğrenciler bütün Almanların Nazi olup olmadıklarını, niçin olanlara bir dur demediklerini sorgularlar. Savaş sonrası Almanların birçoğunun yapılanlardan haberlerinin olmadığını söylemiş olmaları elbette ki öğrencileri tatmin etmez. Ben, kendisinin de verdiği cevaplar karşısında tatmin olmadığını hisseder ve hep beraber “empati” kurabilecekleri bir deney başlatır.

Her sevilen öğretmen gibi sınıfta disiplini sağlamakta zorluk çeken, pek de ciddiye alınmayan Ben Ross'un bir sonraki dersinde öğrencileri tahtadaki “Disiplin Aracılığıyla Güç” sloganı beklemektedir. Ross, disiplinin hayatta ne kadar önemli olduğunu anlatır ve öğrencilerin bundan böyle dik oturmalarını, cevap verecekleri zaman ayağa kalkıp hazır ola geçmelerini ve cümlelerine “Bay Ross” diyerek başlamalarını ister. Öğrenciler dersin sonunda bu biçimde işlenen dersin daha verimli olduğunu keşfederler. Ben Ross ise hem inanılmaz bir hızla ders işlemiş, hem de lider olmanın hoşuna gittiğini fark etmiştir.
Türkiye'de öğrenim görmüş kişiler olarak romandaki öğretmenin öğrencilerden istediği şeylere pek şaşıramayız aslında. 2000'li yıllarda hâlâ ayağa kalkarak, hatta bazen asker gibi selam vererek derse başlıyor, pazartesi sabah ve cuma akşam İstiklâl Marşı okumadan hafta geçirmiyoruz, Andımız'ın kaldırılmış olmasına bile alışamayanlar var. O nedenle bir Amerikan lisesinde hele '68 kuşağı döneminde, böylesi askeri disiplinler bayağı şaşkınlıkla karşılanır.
Deney, hızla sorulan ve aynı hızla cevaplandırılan soruların ötesine geçer. Ben Ross “Toplum Aracılığıyla Güç” sloganıyla toplumu da disipline etmek için Dalga'ya dahil olanları gömlek giymelerine ve birbirlerini tanıyabilecekleri bir selamları olması gerektiğine ikna eder. Son olarak “Eylem Aracılığıyla Güç” sloganı Dalga hareketine yeni üyeler bulmayı, herkesin aynı şekilde düşünmesini sağlamayı amaçlar. Sorun çıkaranlar uyarılacaktır.
Bir iki hafta gibi kısa bir sürede okulda iki yüzden fazla öğrenci bu harekete katılır, selamlaşır, hareketten olmayanı dışlar ve problemler başlar. Yahudi bir öğrenci dayak yer, selam vermeyenler maça alınmaz, hatta tehditle üye alınır. Öğrencilerin 2. Dünya Savaşı için en başta sordukları soru gerçek olmaya başlar: Bu yapılanlara niye kimse dur demiyor?
“Dalga'nın ardındaki temel düşünce, içindeki insanların onu desteklemek zorunda olması. Eğer gerçekten bir toplumsak, hepimiz aynı fikirde olmalıyız.” diyen Robert, Dalga'nın en sadık üyesi, öğretmeninin koruması, gerekirse şiddet kullanacağını söyleyen ve hayatı boyunca dalga geçilmiş, ezilmiş bir çocuk. Deney ilerledikçe Bob Ross, Dalga'ya sessiz, öne çıkmayan, başkaları tarafından dışlanmış çocukların sahip çıktığını ve işi abarttıklarını fark eder. Bu öğrenciler derslerde öne çıkıyor, bilgileri ezberliyor fakat yorum yapamıyorlardır. Amacından sapan hareketi nasıl durduracağını düşünür, işin garip tarafı buna sadece bir deney olarak başlayan Bob'un da disiplinden, ciddiye alınmaktan ve güçten hoşlanmaya başlamasıdır.

Dalga, edebi yönü, anlatımı ya da dili çok kuvvetli olan bir roman değil. Önemi, anlattıklarından kaynaklanıyor. Sadece yukarıda özetlediğim bölümü bile memlekette son bir yıldır yaşadığımız ayrışmayı açıklayabilecek nitelikte. Ezilenlerin fanatikçe sahiplendiği bir hareket, güçlendikçe körleşen insanlar, güçten gittikçe daha çok hoşlanan bir lider, herkesin aynı ahlak anlayışına, inanca sahip olması gereken bir toplum size de tanıdık geldi mi?
Ben yıllar evvel Dalga'nın Dennis Gansel tarafından yönetilmiş film versiyonunu izlemiştim. Almanya'da, 2. Dünya Savaşı yüzünden pişmanlık duygusuyla büyümüş çocukların arasında geçmesi oldukça etkiliydi, olayların gelişimi ve karakter derinliği ise, genellikle tam tersi olmasına rağmen, filmde romandan daha başarılıydı. Otokrasinin ne olduğu, nasıl olduğu sorularını yanıtlamaktan başka, faşizmin sadece politik olmadığını, her tür ilişkide görülebileceğini anlatması açısından ister okuyun, ister izleyin ama Dalga'yı görmezden gelmeyin.

Banu Yıldıran Genç

Dalga, April Yayıncılık, Şubat 2014, 154 s.
* Bu yazı Agos Kirk'in 66. sayısında yayımlanmıştır.


Kahraman Köpekler

Hareketsiz Bir Adam ve Latin Amerika'nın Geleceği
Latin Amerika Edebiyatı'nın özgün yazarlarından olan Mario Bellatin'i Türkçede üçüncü kez okuma şansına eriştik bugünlerde. Notos Kitap tarafından yayımlanan Kahraman Köpekler her ne kadar 70 sayfalık bir novella olsa da herhangi bir Bellatin metnini okuyanlar niceliğe değil niteliğe bakmak gerektiğini bileceklerdir.
Oyunbaz bir yazar
1960'ta Perulu bir ailenin çocuğu olarak Meksika'da doğan Bellatin, Peru'da ve Küba'da yaşadıktan sonra tekrar Meksika'ya dönmüş, bu arada İslam Sufizmine gönül verip Abdülselam adıyla da metinler yayımlamıştır.
İlk kitaplarını kendi yayımlayıp sokaklarda satan yazar, bugün Latin Amerika Edebiyatı'ndaki yükselişi anlatmak için adını andığımız yazarlardan biri. Yazdıklarının yanı sıra ilginç gösterileri ya da oyunlarıyla da adını duyurur Bellatin. Bir edebiyat konferansında sevdiği yazarlardan bahsetmesi istendiğinde, seçim yapmak istemediği için Shiki Nagaoka adında bir Japon yazar uydurur ve kendisinin ondan ne denli etkilendiğini anlatır. Konferansın soru-cevap kısmında bu şakanın anlaşılacağını umarken, iş büyür ve kendisini Nagaoka'nın yaşamı hakkında birtakım yanıtlar verirken bulur. Hatta burnunun büyüklüğünden ve bu yüzden yardımsız yemek yiyemediğinden bahseder. Bu şaka, konferansın ardından Ballatin'in aklında yeni bir kitap fikri doğurur. Bir sonraki kitabı bellidir: Shiki Nagaoka'nın biyografisini yazacaktır. Gerçekten de alıntılar, fotoğraflar, kaynakçalarla genişlettiği Shiki Nagaoka: Kurmaca İçin Bir Burun kısa süre sonra yayımlanır.

Kahraman Köpekler'in yayımlanmasından kısa bir süre sonra ise kitabın tanıtımı için Meksika'da bir kilisede bir okuma günü planlar. Bu okumada dinleyiciler hareketsiz duran ve gözlerini dinleyicilerden ayırmayan Belçika Malinios köpekleriyle çevrelenecek, köpeklerin ortasında Bellatin kitabından parçalar okuyacaktır. Eğitimli de olsa gözünü size dikmiş bir sürü köpekle birlikte, bu köpeklerin nasıl öldürücü olabileceğini anlatan bir novelladan parçalar dinlemeyi hayal edin, işte Bellatin'deki yaratıcılığın sırrı.
Bu tip performanslardan hoşlanan yazarın alametifarikası ise doğuştan olmayan sağ kolu. Durumunun avantajlarından yararlandığını söyleyen yazar, bu sayede bütün bedeniyle yazabildiğini savunur. “Böylelikle sağ elimin ne yaptığından sol elimin haberi olmuyor.” diyen yazar, fotoğraf çekimlerinde kullandığı onlarca farklı kol proteziyle ünlü. Kendisine “Kaptan Hook” görüntüsü veren biçim biçim kancalarıyla poz vermeyi seviyor.
Kahraman Köpekler
Epigraf olarak “Latin Amerika'nın geleceği hakkında, hareketsiz bir adamın ve otuz Belçika Malinois çoban köpeğinin gözünden...” cümlesiyle başlayan novella, alegorisini en başta belli ediyor. Romanın alegorik olduğunu bilmek okuyucunun işini kolaylaştırıyor mu? Hayır. Kim, neyin sembolü hiçbir biçimde yerine oturmayacak, fikrimiz sürekli değişecek, on satırdan oluşmuş bir sayfayı hemen bitirecek ama sayfayı çeviremeden en az bir on dakika düşüneceğiz. Bunlar Mario Bellatin metinlerinin en belirgin özelliklerinden zaten. Burada da “hareketsiz” olarak nitelendirilen adamın gaddarlığı ve etrafındakilerin ona olan bitmez tükenmez zayıflığı bizi bol bol düşündürecek.
Mario Bellatin birçok yerde Kahraman Köpekler'i yazma fikrini doğuran olayı anlatmış: Uzun yıllar kendisine arkadaşlık eden köpeğinin ölümünden sonra bir arkadaşının tavsiyesi üzerine şehrin dışında yaşayan ünlü bir köpek eğiticisine gider. Gittiğinde çiftliğinde otuza yakın Belçika Malinois çoban köpeği yetiştiren bu adamın boynundan aşağısının felçli olduğunu görür. Romandaki “hareketsiz adam” fikri buradan doğar.
Bellatin, her bir sözcüğünü, her bir cümlesini özenle seçen bir yazar. Felçli yerine “hareketsiz” sözcüğü de bilinçli olarak seçilmiştir. “Hareketsiz” sözcüğüne karşı daha duyarsız kalabiliriz, oysa “felçli” dendiği an arada vicdani bir bağ kurulur. Bellatin, okurunun mesafeli ve tarafsız olmasını ister. Bu nedenle hiçbir romanında beklenen tepe noktaları, heyecan yaratan sorular, okuru rahatlatan yanıtlar bulunmaz. Çoksatar romanların izlediği yolların hiçbirine sapmaz. Bu nedenle arka kapak yazısında da dendiği gibi, “Bellatin okumuş insanın saçları dökülür.
Kahraman Köpekler'deki karakterler hereketsiz bir adam, onun hemşire-eğitmeni, annesi ve kızkardeşinden oluşuyor. Hemşire-eğitmen novella boyunca hareketsiz adamla diğerleri arasında bir köprü görevi görüyor. Hem hareketsiz adama hem de köpeklere bakan, kalan vaktinde evin maddi olarak tek geçim kaynağı olan torba ayırma işinde anne ve kızkardeşe yardım eden, duyguları hakkında pek de fikir sahibi olmadığımız bir karakter. Hemşire olabilmesi için öncelikle gönüllü olarak burada çalışması gerektiği, fakat süresini doldurduğu halde işi bırakmadığı bilgisini okura veren anlatıcı, hemşirenin hareketsiz adamla duygusal bir bağı olduğunu düşünmemize de izin vermez. Bir süre sonra hemşire-eğitmenin işten ayrılacağını söylediğinde duyduğu tehditler nedeniyle ayrılamadığını öğreniriz.
Uzay gemilerine köpeklerinin fotoğraflarını yerleştiren, köpeklerini çıkardığı seslerle eğitebilen, etrafındaki insanlardansa onlarla iletişimi seçen hareketsiz adam, bu özellikleriyle sempatik bir karakter olarak çizilebilir. Fakat Bellatin kurduğu hikâyede okurun mesafesini korumak için elinden geleni yapar. Hareketsiz adamın yaşam öyküsü anlatılır ki oldukça acılı bir öyküdür, hemen ardından “Hareketsiz adam kişisel hayat hikâyesini inşa etmiş gibi görünüyor. Bütün ailesi için birbirini izleyen olaylar silsilesi uydurmuş.” diyerek anlatılan öykünün doğru olmadığını sezdirir. Hareketsiz adamın çocukken tanıdığı bir çocuk yazara öykünmesi ve hemşirelerden istediği daktilonun verilmemesi anlatılır ki yine okurun yüreğini sızlatabilecek bir ataktır bu, hemen ardından hareketsiz adamın vahşi kuşunun fare avını izlerken yüzünde oluşan garip gülümsemeden bahsedilir, okur hemen eski tarafsız durumuna geri döner.
Bu nedenle Bellatin'in metinlerinde olay örgüsü, konusu gibi kavramlar önemli değildir. Bellatin bir oyun kurucu gibi metnini kurgular. Tek bir sözcüğü bile fazladan kullanmaz. Cümleleri uzatmaz. Hiçbir şeyi sezdirmeye çalışmaz. Tüm bu yabancılaştırma öğelerine karşın, anlatılan anekdotlardan, anlardan okur metnin alegorisini kendine göre bulacaktır.
Kahraman Köpekler'de hiç hareket etmeyen, acımasızlığını zaman zaman hissettiren bir hareketsiz adam, hiçbir şeye karşı çıkamayan ailesi ve dengeyi kurmaya çalışarak insanüstü çaba gösteren hemşire-eğitmen var. Bu karakterlere ise sürekli bir “sınır” motifi eşlik ediyor. Evin üst katlarına çıkamayanların sınırları, köpek kafeslerinin sınırları... Bu karakterleri ve motifleri, Latin Amerika'nın geleceğine konumlandırmak okurun işi.

Cinsiyet ve hastalık
Mario Bellatin'in tüm eserlerinde ortak olan bazı motiflerden de söz etmek mümkün, kendi yaşamöyküsünde de öne çıkardığı kolsuzluğu, romanlarında bir hastalık, bilinmeyen bir salgın, sakatlık ya da eksiklik olarak kendini gösteriyor.
Cinsiyetsizlik de Bellatin'in sevdiği motiflerden. Romanda hareketsiz adam ve hemşire-eğitmen bazen aynı yatağı paylaşsalar da yönelimleri hakkında okur aydılatılmıyor. “Kimse hemşire-eğitmenin önce hemşire sonra eğitmen mi, yoksa tam tersi, önce eğitmen sonra hemşire mi olduğunu bilemez. Hafif kilolu, hırpani spor giysileri içinde genç bir adamdır. Bazı geceler yatağı hareketsiz adamla paylaşır, özellikle de hareketsiz adamın bacağındaki ağrı dayanılmaz olduğunda.”
Gerek Güzellik Salonu'nda gerekse Çin Daması'nda çok da alışkın olmadığımız tarzından etkilendiğimiz, Latin Amerika Edebiyatı'nın nasıl bu denli başarılı ve yaratıcı olduğunu sorguladığımız, kendi edebiyatımız adına hayıflandığımız bir yazarla karşılaşmak her zaman gerçekleşmiyor. Bu nedenle okuru zorlasa da, kapalı anlatımından anlamlar çıkarabilmek yorsa da emin olun Mario Bellatin'in dünyasını tanımak, hepsine değecek ve bu novellaları yayımladıkları için Notos Kitap'a, yazarın mesafeli dilini Türkçeye aynen kazandırdığı için Pınar Savaş'a teşekkür edeceğiz.

Banu Yıldıran Genç


Kahraman Köpekler, Mario Bellatin, çev. Pınar Savaş, Notos Kitap, 70 s.
* Bu yazı Cumhuriyet Kitap'ta 15 Mays 2014 tarihinde yaymlanmıştır.

Disko Topu

Yok sayılan hayatlar İthaki Türkçe Edebiyat dizisi dikkate değer kitaplar yayımlamaya devam ediyor. Disko Topu oldukça can acıt...