Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Agatha Christie

Okumayı sevmeyen çocuklar ve Agatha Christie
Çocukken okuduğum bazı kitapların arkasında el arabasıyla kitap taşıyan bir çocuk figürü vardı. O resme dalar giderdim. Tüm hayalim o el arabasını dolduracak kadar kitaba sahip olmaktı. Öğretmenlerin önerdiği Gülten Dayıoğlu ve Kemalettin Tuğcu'lar doluydu evde ama kitap okumanın zevkini bu yazarlarda bulduğumu pek de söyleyemem. Onlu yaşlarımın ilk bir iki yılı Enid Blyton ve Yaramaz Kızlar serisi sayesinde rüya gibi geçmişti. Daha küçükken Gizli Yediler ve Afacan Beşler serilerini de okumuştum ama artık farklı bir şeyler arıyordum.
Bilinçli bir biçimde kitaplarını topladığım ilk yazar olan Agatha Christie'yi nasıl keşfettim hiçbir fikrim yok. O kadar hızla ve aşkla okumaya başladım ki, bir süre sonra kendi başıma sahaflara gidip eski baskılarını bulmaya başlamıştım bile. Bu süre hazırlık okuduğum bir yıl olsa gerek çünkü çok net hatırladığım bir şey var ki altıncı sınıfta coğrafya öğretmenimle Agatha'larımızı değiş tokuş edecek …

Hep Eve

Küçük sığınağımız, evimiz... Evden çıkmaya korktuğumuz bugünlerde sanata sığınmazsam delireceğimi hissediyorum. Benim için kitap okumak demek o süre boyunca gündemden, ölümlerden, tehditlerden uzaklaşmak demek. Sayfaları kapattığım an kâbusun başlayacağını bilsem de bu kaçış, bu sığınma hâli yegâne çözümüm. Belki de bu nedenle uzunca bir süredir yabancı yazarları okumaya ağırlık verdiğimi, siyasi, politik kitaplardan uzak durduğumu fark ettim. Hiç bilmediğim yerlerden hiç bilmediğim hayatlar okumak geçici de olsa başka bir coğrafyaya ışınlanmak sanki. Yüz Kitap’ın farklı farklı ülkelerden seçip yayımladığı öykü kitapları bugünler için bire bir. Daha önce yazdığım Mavis Gallant’ın Paris Öyküleri’nden sonra bu kez Güney Afrika’ya gidiyoruz. Henrietta Rose-Innes’in insana dokunan öykülerinin toplandığı Hep Eve, evin bizler için artık başka bir anlam ifade etmesiyle çok denk düşüyor. Bambaşka yerlere uzanan, farklı yaşamlardan çıkıp gelmiş kahramanların ortak noktası kendileriyle yüzleşmele…

Kırmızı Kazak

Hayatta ve edebiyatta yüzleşme Lise yıllarımda her ayın birini büyük bir sabırsızlıkla beklerdim. Yeni bir ay, koşa koşa Beşiktaş iskelesinin yanındaki gazeteciden alınacak Adam Sanat demekti benim için. Kapağı bile pek incelemeden okuduğum ilk yazar Fethi Naci’ydi, Eleştiri Günlüğü. Onun o çok da derine inmeyen eleştirilerine, yeri geldiğinde yazara kızmalarına, bazen bir kitabı anlatmaya çocukluğundaki bir anıyla başlamalarına bayılıyordum. Sonra hayat nasıl oldu da benim Adam Yayınları’nda çalışmamı sağladı, ben nasıl hayranlıkla okuduğum o yazarlarla tanıştım, onlu yaşlarımın sonuyla yirmili yaşlarımın başı nasıl rüya gibi geçti, hâlâ düşünür düşünür şaşarım. Eleştiri Günlüğü’nü okurken duyduğum heyecanı, hazzı gençliğime verip bir daha duymam sandığım yıllarda sosyal medyada arada bir karşıma çıkan bir yazarı okumaya başladım sonra. Anladım ki heyecan konusunda yanılmışım, gençlikle alakası yokmuş. Sık sık itiraf ettiği gibi yazar olma niyeti olmayan, bir şekilde “kandırılarak” ken…