6 Haziran 2021 Pazar

Dorothy Parker - Tüm Öyküler

 

Aşk Eski Bir Yalan

Delidolu Kitap’ın son dönemde bizi tanıştırdığı öykü yazarlarını büyük bir zevkle okuyorum. Daha önce Notos’a yazdığım Jean Stafford’den sonra Grace Paley’nin öyküleri yayımlandı. Son olarak ise Dorothy Parker’ın öyküleri iki ciltte toplu olarak yayımlandı. Sanırım ilk kez bir yazarın tüm öykülerini peş peşe, hiç sıkılmadan okudum. Parker’ın toplam kırk sekiz öyküsü, 1922’den 1958’e dek tarih sırasıyla, hangi dergide yayımlandıkları bilgisiyle, Başak Bekişli’nin usta çevirisiyle okurlara sunuluyor. 

Dorothy Parker 1893’te dünyaya gelmiş, yeteneğiyle genç yaşta ün kazanmış bir şair, yazar, tiyatro eleştirmeni ve senarist. Öykülerini tarih sırasıyla okurken aslında Amerika tarihini okuyor gibi hissettim diyebilirim, Caz Çağı çılgınlığı, içki yasakları derken sonraki yılların öykülerinde İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş etkilerini gösteriyor. Çok baskın bir biçimde olmasa da Dorothy Parker’ın politik görüşleri, ırkçılara bakış açısı öykülerde kendini hissettiriyor ama bence yazarın asıl parladıkları, toplu öykülerin ilk cildi Yarın Berbat Bir Gün’deki kadın-erkek ilişkisine dair olan öyküler.

Sosyal medyayla haşır neşirseniz geçtiğimiz yıllarda ikili ilişkilerde yaşanan pek çok duruma isim verildiğini görmüşsünüzdür. Ghosting, lovebombing, gaslighting gibi isimleri olan bu duygusal tacizler aslında her ilişkide yaşanabilecek durumlar. Eminim ki pek çoğumuz ilişkilerimizde yaşadığımız ve anlam veremediğimiz bu durumların aslında çok yaygın olduğunu, hatta tanımlandığını görünce rahatladık. Parker’ın öykülerindeki ilişkiler de öylesine usta bir gözlemle, ince diyaloglarla yazılmış ki bunca yılda kadınla erkek arasında hiç ama hiçbir şey değişmemiş diyebilirim. 

Dorothy Parker’ın sivri dilinden nasibini en çok alanlar New York’un dışında bahçeli, güzel evlerde evin hanımının çay partilerinde boy gösterip hizmetçi “eğittiği”, beylerin ise trenle işe gidip evi geçindirip gazete okuyup pipo tüttürdüğü, çocukların uslu uslu büyüdüğü aileler. Daha ilk öyküde bu can sıkıcı hayat, kocasına “babacık” diye seslenen, evi çekip çeviren kadının gözünden değil de hayatının tek hayali bir gün çekip gidebilmek olan evin babasının gözünden aktarılıyor. Dorothy Parker’ın hemcinslerini de erkekleri de çok iyi tanıdığını ve iğneleyici mizahını her iki cinsiyeti de doya doya eleştirerek kullandığını söyleyebilirim. Ne Hoş, Ne Cici Bir Tablo adlı öyküde bir efsane gibi anlatılan, “canı cehenneme” diyerek çekip gitmiş bir adamın hikâyesi aile babası Bay Wheelock’un öykü boyunca tek hayali oluyor. “Onu asıl uğraştıran, ‘Ah, canı cehenneme’ lafıydı. Bay Wheelock bunda değişiklik yapmak istemeyeceğini hissediyordu; hareketi öyle güzel tamamlıyordu ki. Fakat bunu kime söylemesi gerektiğini tam olarak bilmiyordu.” 

Bu cici aile tabloları pek çok öyküye konu oluyor, Bay Durant adlı öyküde karısını aldatan, yolda, trende gördüğü tüm kadınları gözleriyle taciz eden Bay Durant’ın, çocuklarının eve dişi bir köpek almak istediklerini öğrendiğinde verdiği tepki ve karısına söyledikleri tam bir manipülatif erkek ve gaslighting örneği oluşturuyor mesela. “‘İğrenç,’ diye tekrar etti adam. ‘Etrafta bir dişi olunca ne olacağını biliyorsun. Mahalledeki tüm erkekler onun peşinde koşup duracak. Bir de bakmışsın ki yavruları oluyor... Çocukların bunu görmesi hoş olurdu değil mi? Senin çocukları düşüneceğini zannederdim Fan.” diyen bu karakter için biz “Kişi kendinden bilir işi.” de diyebiliriz tabii.


Dorothy Parker’ın kadınları dibine kadar eleştirdiği öyküler de var. Malum Bir Hanımefendi öyküsünde anlatılan Bayan Legion, anlatıcının arkadaşı, “İşsizlik hakkında konuşurken, sokaklardaki dilencilerin hepsinin kabarık banka hesapları olduğunu ve muhtemelen çoğunun kiraya verilmiş binalara sahip olduğunu belirtir.” gibi, gerisini de tahmin edebileceğimiz bir bakış açısına sahip. Yiğit Özgür’ün Gerizekalı adındaki karikatür serisini anımsatan bu tarz öyküler sonunda, Vanity Fair dergisi yazara iğneleyici tarzının aşırı olduğunu belirtmiş -sonuçta okurlarının çoğu bu tarz kadınlardan oluşuyormuş- ve Parker istifa etmiş.

Öte taraftan en ünlü öykülerinden biri olan Büyük Sarışın’da bir kadının hayatının erkekler tarafından mahvını öyle ustaca anlatıyor ki Parker’ın yazar olarak cinsiyetler üstü bir tavır aldığına kanaat getiriyorsunuz. Erkeklere içinden geldiği gibi davranan Hazel yaşadığı pek çok aşkın ardından evleniyor ve ilk büyük hayal kırıklığını yaşıyor. Kendisiyle neredeyse hiç konuşmayan, çekip giden, eve gelmemeye başlayan bir adam. “Hazel evliliklerinin aldığı yeni hâl karşısında afallamıştı. Önce iki âşıktılar; sonra görünüşe göre arada bir geçiş süreci olmaksızın düşman olmuşlardı.” Sonra terk ediliş, başka erkeklerle tanışma, içkiye alışma, her gece dışarı çıkma safhaları ve hep ama hep neşeli olma zorunluluğu. “Kadın bariz şekilde şen şakrak ve kaygısız değilse, en uzak tanıdıkları bile rahatsız olmuş gibi görünüyordu. ‘Senin neyin var yahu?’ derlerdi. ‘Yaşının gerektirdiği gibi davran, olmaz mı? Ufak bir içki iç ve kendine gel.’” Erkeklerin ona nasıl davranması gerektiğini söyledikleri, güçsüz Hazel’ın da hep söylenenleri yaptığı bu hayatı yazar çok gerçekçi bir biçimde ve trajikleştirmeden aktarıyor. Başarısız intihar girişimi bile hizmetçinin diyalogları sayesinde okuru neredeyse güldürüyor ve Hazel hayatı öğrendiği gibi yaşamaya devam ediyor. 

Dorothy Parker’ın iğneleyici dilinden Küçük Curtis öyküsünde evlatlık aldıkları Curtis’e korkunç bir biçimde davranan Bay ve Bayan Matson çifti, Siyah Beyaz Düzenleme öyküsünde tanıştığı siyahi caz şarkıcısına hayvanat bahçesindeki bir şebek muamelesi yapmasına rağmen ırkçı olmadığına içtenlikle inanan kadın gibi karakterler de nasipleniyor. 

Yıllarla öyküleri daha çok politikleşen Parker, Soğuk Savaş yıllarında sola yakınlığı bilindiğinden Hollywood’dan dışlanmış, McCarthy tarafından hedef gösterilmiş, FBI hakkında 1000 sayfayı bulan bir dosya hazırlamış. 

Toplu öykülerin ikinci cildi Çıplakları Giydir’in aynı adı taşıdığı öyküsü, sanırım yazardan okuduğum en gerçekçi, iğneleme içermeyen, acısı yüreğe oturan öykü. Irkçılığın, yoksulluğun aktarıldığı detaylar Toni Morrison romanlarını anımsatıyor. Yanlarında çalıştırdıkları Koca Lannie’ye her fırsatta yardım ettiklerini söyleyen beyaz, tutumlu, evi çekip çeviren dört dörtlük hanımların nasıl bir sınıfsal fark yarattıkları öyküde ince detaylarla veriliyor. Hayatında ilk kez hanımından ona bahşedilenin dışında küçük bir yardım (büyüyen ve hiç kıyafeti olmayan torununa evin beyinin eskilerinden bir takım) istemek durumunda kalan Lannie’nin gördüğü muamele unutulur gibi değil. “Yüz verince istenen astarlardan söz etti. Herhangi bir şey ayırabileceğini görürse, Koca Lannie’nin nezaket göstererek bunun yalnızca bir seferlik olduğunu hatırlaması gerektiğini söyledi.”

Yine de ben bir okur olarak Dorothy Parker’ı yazının başında da söylediğim gibi ilişkileri mükemmel aktaran bir yazar olarak hatırlayacağım. Çoğunlukla diyaloglardaki ustalığıyla ilişkileri gözler önüne seren yazarın bazı öyküleri “hiç teklemeden doğal diyalog nasıl yazılır” dersi gibi. Satranç oyunu misali hesaplı hareketlerle ilerleyen buluşmalar; içini açtığın, gerçekleri söylediğin an kaçan erkekler; genç kızlara erkekleri fazla aramama, onları sıkmama, hayatları onlara bağlıymış gibi yapmama öğüdü verirken eve döner dönmez sevgililerini bin kez arayan orta yaşlı kadınlar;  balayında bile bir türlü istenen şeyi açık açık söyleyemeyerek körler sağırlar diyaloğunda kaybolan çiftler... Hepsi bugünümüze birer ayna gibi.

Delidolu Kitap umarım bizi bilmediğimiz yazarlarla tanıştırmaya devam eder. Çevirmen Başak Bekişli’nin incelikli emeği, editör Hilâl Aydın’ın detaylı dipnotlarıyla özenli yayıncılık nasıl oluyor bir kere daha görmüş olduk.



Banu Yıldıran Genç


Dorothy Parker, Yarın Berbat Bir Gün / Çıplakları Giydir, Delidolu Kitap, 2020, 535 s.

* Bu yazı Notos'un 85. sayısında yayımlanmıştır.


Dorothy Parker - Tüm Öyküler

  Aşk Eski Bir Yalan Delidolu Kitap’ın son dönemde bizi tanıştırdığı öykü yazarlarını büyük bir zevkle okuyorum. Daha önce Notos’a ...