Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Başka Dünyanın Kuşları

Bayan Jane’in ilham verici yaşamı... Yıllar süren okuma serüveninde insan ister istemez belli coğrafyaları daha çok seviyor. En azından benim için Carson McCullers, Tennessee Williams, Truman Capote ve Flannery O’Connor okuyalı beri bu çok net, Amerika Birleşik Devletleri’nin güneyi edebi açıdan en sevdiğim yerlerden biri. Kafka Yayınevi tarafından yayımlanan Brad Watson’un Başka Dünyanın Kuşları romanı Güney Amerika sevgimi yeniden anımsattı. Brad Watson da Güney Amerikalı bir yazar, Mississippi’de doğmuş büyümüş, uzun yıllar orada yaşamış, üniversitelerde ders vermiş. Zaten romandaki doğa betimlemelerinden, çiftçilik terimlerinden ve toprak bilgisinden bu coğrafyayı iyi bildiği çok belli oluyor. Daha önce de Mississippi’de Mercury adlı hayali kasabada geçen bir roman yazan Watson, 2016’te yayımlanan bu son romanında köklerine geri dönüyor. Brad Watson kahramanı Jane Chisolm’u yaratırken büyük teyzesi Mary Ellis’ten ilham almış. Bugün bile tam olarak çaresi bulunmayan bir deformasyonla…
En son yayınlar

Edebiyattan Tarih Öğrenilir mi?

Edebiyattan tarih öğrenilir mi? Liseye yeni başlayanlarla ders yaparken kendimi sık sık “Tarih öğrenmek için roman okumazsınız, tarihi öğrenmek için tarih kitabı okumak gerekir.” derken buluyorum. Çok doğru bir cümle olmadığını bilsem de aslında bunu edebiyat dersinin ilk yılında sanatçının özgürlüğünü ve sınırsızlığını anlatabilmek adına yapıyorum. Aklıma gelen bir örneği veriyorum genellikle, Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanuni ve Hürrem’in öpüşmeleri sonrası gazetelere açıklama yapan tarihçiler olmuştu, “O zaman padişahlar dudaktan öpüşmezdi, haremlerini alınlarından öperlerdi.” diye. Haremin bu kadar mahremini nereden biliyorlar gibi anlamsız bir soruyu geçiyorum, burada sorun olan sanatsal bir yaratı olarak görülen dizinin bire bir tarihe uyma zorunluluğu olmamasına rağmen senaristlerin açıklama yapmak zorunda kalmasıydı. Kısacası sanatın gerçeğe dayanması gerektiği gibi bir beklenti içine giren öğrenci için küçük uyarılar yapıyorum, kurmaca kavramının önemini anlatıp bir yazarın Kurt…

Loquela

Kurmacaya dahil olmak Son yıllarda Latin Amerika edebiyatının hızlı yükselişi sık sık ele alınan bir konu. Türkçeye çevrilen eserlerde bile büyük bir artış var. Özellikle yeniyi takip eden ve edebi hazzı maddiyattan önde tutan küçük yayınevleri sağ olsun, İspanyolca edebiyatı bize tanıtıyorlar, yazarların bir romanını yayımlayıp bırakmıyorlar, yeni tanıdığımız, sevdiğimiz, ne yazsa okumak isteyeceğimiz yazarları takip etmememize olanak sağlıyorlar. Daha önceleri bizi Alejandro Zambra, Mario Bellatin gibi yazarlarla tanıştıran Notos Kitap son olarak Şili’nin genç ve yaratıcı yazarlarından Carlos Labbé’nin Loquela-Sayıklama adlı romanını yayımladı. Latin Amerika edebiyatı hızla yükseliyor ve bunu diğer ülkelerin edebiyatlarından keskin bir biçimde ayrılarak yapıyor. Klasik, geleneksel anlatıyı geride bırakıp okuru içine alan, okuru metne katmayı amaçlayan, oyunbaz bir edebiyat yükseliyor. Yukarıda adını saydığım Zambra, Bellatin, bunlara ek olarak Kalabalıkta Yüzler’in yazarı Valeria Luis…

Roald Dahl'dan Büyüklere Öyküler...

Bilmediğimiz Roald Dahl
Roman Kahramanları dergisinin Roald Dahl özel sayısı için bir yazı yazma konusu gündeme gelince önce oğlum küçükken okuduğumuz kitapları geldi aklıma, eğer yazacaksam hepsini tekrar okumalıydım. Sonra laf arasında büyükler için yazdığı kitaplardan bahsettik. İtiraf etmem gerekir ki bu kitaplarla hiç ilgilenmemiştim, hep çocuk kitapları yazarı olarak düşünüyordum Dahl’ı, ötesini bilmiyordum. Bu kitaplarla ilgili bir yazı yazma fikrini daha çok benimsedim. Sonra tabii ki ilk iş kitapları satın almak için bir kitap satış sitesine girdim ve şok! Hiçbir kitabının baskısı yoktu. Hiçbir kitabı derken Türkiye'de basılmış bulunan toplam bir roman ve altı öykü kitabından bahsediyorum. Çocuk kitaplarının baskısı konusunda hiçbir sıkıntı yoktu. Türkiye yayıncılığının en kötü taraflarından biri olarak düşündüğüm şeye kurban mı gitmişti bu güzelim kitaplar, bilmiyorum. Yıllardır Türkiye'nin baskısı bulunmayan kitaplar cenneti olduğunu düşünürüm, bence bir yayınevi bir …

Bullet Park-Bağımsızlık Yolu

McCarthy'nin Dünyası Yazın tamamen şans eseri aynı dönemi, aynı yerleri ve aynı insanları anlatan iki farklı roman okudum. Biri bundan bir yıl kadar önce yayımlanan, daha çok öyküleriyle tanıdığımız John Cheever’ın Bullet Park adlı romanı, diğeri ise Richard Yates’in geçtiğimiz yıllarda sinemaya da uyarlanan Bağımsızlık Yolu adlı romanı. Her ikisi de 1950’lerde, McCarthy döneminin olanca baskısında, mutsuz insanlarla dolu banliyölerde geçiyor. Zaten her iki romanın adı da mahalle ya da site adlarından geliyor. Roman kahramanları New York’ta çalışıp eve yarım saat, bir saat ötede bir banliyöde yaşamayı tercih eden, işe trenle gidip dönen, evli, çocuklu ve mutlu beyaz yakalılar... Cheever okuyanlar oldukça eleştirel bir dili olduğunu bilirler. Bullet Park’ta da, mahalleyi, mahallede yaşayan insanları kabile olarak adlandırmakla başlar ironisine. Kocası intihar eden bir kadının evini satarken söyledikleri gözümüzün önündeki resmi netleştirir: “Kabilelere gelince, düzenli bir kabile gib…

Médan Geceleri

Prusya Savaşı ve Natüralizmin Manifestosu Lise edebiyat derslerinde hepimizin öğrendiği akımlardan biridir natüralizm, açıklama olarak genelde realizm’in ileri aşamasıdır denir ki bu açıklamadan öğrenciler pek bir şey anlamaz, öğretmenlerin de verecek örnekleri olmaz. Oysa bunca yıldır nedendir bilmem Türkçeye çevrilmemiş Médan Geceleri, bu akımın manifestosu olmasının yanı sıra öykülerle müthiş bir natüralizm resmigeçidi yapıyor. Öğretmenler için de öğrenciler için de çok yararlı olabilecek bir kitap. Émile Zola’nın Paris yakınlarında Médan’daki evinde buluşulan akşamların sonucunda ortaya çıkan bir fikir bu kitabın doğmasını sağlamış, o nedenle kitap Médan Geceleri diye adlandırılmış. Bu arada yazarın evinin hikâyesi de kitabın başında yer alıyor. Daha sonra bu öyküleri niye yazdıklarını açıklayan Hennique’in önsözü var. Kitaptaki ilk öykünün Émile Zola’nın olacağı hep belliymiş, gerisi için yazarlar kura çekmişler. Kitapta altı öykü var, ilk ikisi bizim de aşina olduğumuz isimler, Zo…