Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gök Derinin Altında

Orta Asya steplerinden Türkiye’ye, kadim zamanlardan bugüne... Kadim zamanları, mitolojiyi anlatan, tarihle bugünü harmanlayan kitapları seviyorum. Severek okuduğum ve unutamadığım birkaç kitap aklımın bir köşesinde hep durur: Téa Obrecht’in yazdığı ve Balkan masallarından, mitolojisinden faydalandığı Kaplanın Karısı’yla Karin Tidbeck’in yazdığı canavarlar, periler, İskandinav halk hikâyeleriyle süslediği garip öykülerle dolu Zeplin. Her iki kitabı okurken de yakındığımı hatırlıyorum, “Gencecik yazarlar köklerini modern edebiyatta güzel güzel işlerken neden bizde böyle kitaplar yazılmıyor?” diye... Yakına yakına yıllar geçti, edebiyatımızda yeni yazarlar, yeni öyküler giderek birbirine benzemeye başladı ve galiba okurlar da bunu kanıksadı. Sonra bir kitap okudum ve kaybettiğim heyecanı anımsadım. Adını bilsem de hiç okumadığım Nazlı Karabıyıkoğlu’nun yeni kitabı Gök Derinin Altında’yı ilk olarak editörü Ayla Duru’dan duydum. Sonra kapağına çarpıldım. Sonra farklı galiba, diyerek okumaya…

Çamurcuk

Bir adam, bir çocuk ve çok zor bir konu Pedofili üzerine düşünmek de, konuşmak da zor. Hak ve hukuk sözcüklerinin bile anlamsız kalabildiği bir konu. Suçu işleyenin veya cezasını çekenin hakları ise neredeyse konu dışı. Oysa bu düzlemde yapılması gerekenler (hormon tedavisi vs.) Batı ülkelerinde çok uzun yıllardır tartışılıyor. Bu hususta suçlunun (ya da hasta mı demeli) dünyasına ilk defa Little Children (Todd Field, 2006) filminde yaklaşabilmiştim. Filmin finalinde adı çıkmış bir pedofilin artık hiçbir şey yapmadığı halde mahalle baskısıyla geldiği son nokta unutulur gibi değildi. Yani bu suç bir kere işlendiğinde yarattığı sonuçtan kurtulmak mümkün değil. Pedofili hastalık olarak kabul edilse ve tedavi imkânı olsa da. Hollandalı adli psikolog Inge Schilperoord’un yazdığı Çamurcuk adlı roman, o filmi akla getiriyor. Pedofili suçlamasıyla cezaevinde yatan ve aleyhine bir kanıt bulunamaması sonucunda salıverilen Jonathan’ın boğucu düşünceleriyle başlıyor roman. Hapisteyken dayak yediği b…

Başka Dünyanın Kuşları

Bayan Jane’in ilham verici yaşamı... Yıllar süren okuma serüveninde insan ister istemez belli coğrafyaları daha çok seviyor. En azından benim için Carson McCullers, Tennessee Williams, Truman Capote ve Flannery O’Connor okuyalı beri bu çok net, Amerika Birleşik Devletleri’nin güneyi edebi açıdan en sevdiğim yerlerden biri. Kafka Yayınevi tarafından yayımlanan Brad Watson’un Başka Dünyanın Kuşları romanı Güney Amerika sevgimi yeniden anımsattı. Brad Watson da Güney Amerikalı bir yazar, Mississippi’de doğmuş büyümüş, uzun yıllar orada yaşamış, üniversitelerde ders vermiş. Zaten romandaki doğa betimlemelerinden, çiftçilik terimlerinden ve toprak bilgisinden bu coğrafyayı iyi bildiği çok belli oluyor. Daha önce de Mississippi’de Mercury adlı hayali kasabada geçen bir roman yazan Watson, 2016’te yayımlanan bu son romanında köklerine geri dönüyor. Brad Watson kahramanı Jane Chisolm’u yaratırken büyük teyzesi Mary Ellis’ten ilham almış. Bugün bile tam olarak çaresi bulunmayan bir deformasyonla…

Edebiyattan Tarih Öğrenilir mi?

Edebiyattan tarih öğrenilir mi? Liseye yeni başlayanlarla ders yaparken kendimi sık sık “Tarih öğrenmek için roman okumazsınız, tarihi öğrenmek için tarih kitabı okumak gerekir.” derken buluyorum. Çok doğru bir cümle olmadığını bilsem de aslında bunu edebiyat dersinin ilk yılında sanatçının özgürlüğünü ve sınırsızlığını anlatabilmek adına yapıyorum. Aklıma gelen bir örneği veriyorum genellikle, Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanuni ve Hürrem’in öpüşmeleri sonrası gazetelere açıklama yapan tarihçiler olmuştu, “O zaman padişahlar dudaktan öpüşmezdi, haremlerini alınlarından öperlerdi.” diye. Haremin bu kadar mahremini nereden biliyorlar gibi anlamsız bir soruyu geçiyorum, burada sorun olan sanatsal bir yaratı olarak görülen dizinin bire bir tarihe uyma zorunluluğu olmamasına rağmen senaristlerin açıklama yapmak zorunda kalmasıydı. Kısacası sanatın gerçeğe dayanması gerektiği gibi bir beklenti içine giren öğrenci için küçük uyarılar yapıyorum, kurmaca kavramının önemini anlatıp bir yazarın Kurt…

Loquela

Kurmacaya dahil olmak Son yıllarda Latin Amerika edebiyatının hızlı yükselişi sık sık ele alınan bir konu. Türkçeye çevrilen eserlerde bile büyük bir artış var. Özellikle yeniyi takip eden ve edebi hazzı maddiyattan önde tutan küçük yayınevleri sağ olsun, İspanyolca edebiyatı bize tanıtıyorlar, yazarların bir romanını yayımlayıp bırakmıyorlar, yeni tanıdığımız, sevdiğimiz, ne yazsa okumak isteyeceğimiz yazarları takip etmememize olanak sağlıyorlar. Daha önceleri bizi Alejandro Zambra, Mario Bellatin gibi yazarlarla tanıştıran Notos Kitap son olarak Şili’nin genç ve yaratıcı yazarlarından Carlos Labbé’nin Loquela-Sayıklama adlı romanını yayımladı. Latin Amerika edebiyatı hızla yükseliyor ve bunu diğer ülkelerin edebiyatlarından keskin bir biçimde ayrılarak yapıyor. Klasik, geleneksel anlatıyı geride bırakıp okuru içine alan, okuru metne katmayı amaçlayan, oyunbaz bir edebiyat yükseliyor. Yukarıda adını saydığım Zambra, Bellatin, bunlara ek olarak Kalabalıkta Yüzler’in yazarı Valeria Luis…

Roald Dahl'dan Büyüklere Öyküler...

Bilmediğimiz Roald Dahl
Roman Kahramanları dergisinin Roald Dahl özel sayısı için bir yazı yazma konusu gündeme gelince önce oğlum küçükken okuduğumuz kitapları geldi aklıma, eğer yazacaksam hepsini tekrar okumalıydım. Sonra laf arasında büyükler için yazdığı kitaplardan bahsettik. İtiraf etmem gerekir ki bu kitaplarla hiç ilgilenmemiştim, hep çocuk kitapları yazarı olarak düşünüyordum Dahl’ı, ötesini bilmiyordum. Bu kitaplarla ilgili bir yazı yazma fikrini daha çok benimsedim. Sonra tabii ki ilk iş kitapları satın almak için bir kitap satış sitesine girdim ve şok! Hiçbir kitabının baskısı yoktu. Hiçbir kitabı derken Türkiye'de basılmış bulunan toplam bir roman ve altı öykü kitabından bahsediyorum. Çocuk kitaplarının baskısı konusunda hiçbir sıkıntı yoktu. Türkiye yayıncılığının en kötü taraflarından biri olarak düşündüğüm şeye kurban mı gitmişti bu güzelim kitaplar, bilmiyorum. Yıllardır Türkiye'nin baskısı bulunmayan kitaplar cenneti olduğunu düşünürüm, bence bir yayınevi bir …