8 Aralık 2017 Cuma

Başka Dünyanın Kuşları

Bayan Jane’in ilham verici yaşamı...
Yıllar süren okuma serüveninde insan ister istemez belli coğrafyaları daha çok seviyor. En azından benim için Carson McCullers, Tennessee Williams, Truman Capote ve Flannery O’Connor okuyalı beri bu çok net, Amerika Birleşik Devletleri’nin güneyi edebi açıdan en sevdiğim yerlerden biri. Kafka Yayınevi tarafından yayımlanan Brad Watson’un Başka Dünyanın Kuşları romanı Güney Amerika sevgimi yeniden anımsattı.
Brad Watson da Güney Amerikalı bir yazar, Mississippi’de doğmuş büyümüş, uzun yıllar orada yaşamış, üniversitelerde ders vermiş. Zaten romandaki doğa betimlemelerinden, çiftçilik terimlerinden ve toprak bilgisinden bu coğrafyayı iyi bildiği çok belli oluyor. Daha önce de Mississippi’de Mercury adlı hayali kasabada geçen bir roman yazan Watson, 2016’te yayımlanan bu son romanında köklerine geri dönüyor.
Brad Watson kahramanı Jane Chisolm’u yaratırken büyük teyzesi Mary Ellis’ten ilham almış. Bugün bile tam olarak çaresi bulunmayan bir deformasyonla, ürogenital sinüs anomalisi ve persistent kloak denilen bir bozuklukla dünyaya gelen Jane, yaşamını böyle sürdürmüş gerçek bir insanın, Mary Ellis’in çektiklerini anlamamızı sağlıyor bir yandan. Bedenindeki anomaliye rağmen yaşama sarılıp kendi iç dünyasını zenginleştirmeyi seçen, melankoliye meyletmeden, kendine acımadan, dimdik ve gururlu bir ömür geçiren Jane Chisolm, Güney edebiyatının unutulmayacak karakterlerinden biri oluyor.
Brad Watson romana uzun zamandır okuduğum en ustaca girişle başlıyor. Jane’in nelerden korkmadığını okuyucuya bir bir sayarken aslında onu her şeyiyle bize tanıtıp olayları aktarmaya öyle geçiyor. Bu tekrarlarla kurulmuş girişte Jane’in gücünü ve korkusuzluğunu okuyoruz, Watson’ın bölüm bölüm kurduğu dünyaya nüfuz ettikçe ise karakterin derinliğini anlayacağız.
Jane, annesinin 39 yaşında ona nasıl hamile kaldığını dahi bilmediği bir bebek. Ida üçü yaşayan beş çocuk doğurmuş, üç yaşındayken kaybettiği oğlu ve hemen ardından ölü doğan kızının acısı ağır gelmiş, bu son bebeği daha hamileyken istememiş. “Annesi, doğup da Jane olacak çocuğa hamile olduğunu hamileliğinin ilk aylarında kabul etmemiş, bunun yalancı bir hamilelik olduğunu, vücudunun onunla dalga geçtiğini, şeytana yakışacak bir şaka yaptığını düşünmüştü.” Annesinin şeytanın şakası olduğundan korktuğu çocuğun bozukluğu daha doğar doğmaz kasabanın müşfik doktoru Ed Thomson tarafından fark edilecek, Jane’in ebeveynleri farklı farklı nedenlerle -anne, çocuğa hamile kaldığı gece içtiği afyondan hiçbir şeyin farkında olamayacak denli uyuştuğu, babaysa iki kuruş verip geneleve gitmek yerine uyuyan karısını cinsel isteği doğrultusunda kullandığı için- ömür boyu sürecek vicdan azabına sürükleneceklerdi.
Çok sevgi dolu bir ailede büyümese de babasıyla ilişkisi Jane’in sağlam kişiliğinin oluşmasında temel oluşturur. Çok konuşmayan, duygularını göstermeyen baba Sylvester belki de duyduğu vicdan azabıyla çocuğu nereye gitse yanında götürür, ona ağaçları, bitkileri, hayvanları, doğayı, doğanın döngüsünü açıklar. Küçük yaştan itibaren kakasını tutamadığını fark etmek ve bunun için önlemler almak zorunda kalmak Jane’in çok çabuk olgunlaşmasını sağlar, kendi sorunlarını kendi halledebilen, talepkâr ve sevgi dolu bir çocuktur ta ki dışardaki dünyayla yüzleşmesi gerekene kadar. Küçücük bir kasabanın gizlisi saklısı olmaz, Jane de sorunu bilinmesine ve öğretmenlerin anlayışına rağmen altı yaşında başladığı okulda yaşıtlarıyla baş edemez. Tuvaleti gelmesin diye hiçbir şey yememeye başlaması ve dikkatini toplayamaması kararını çabucak vermesine neden olur. Okuma yazmayı öğrenir ama okula devam etmez. İlk kez olarak bu kararı verdiği gün Jane yaşadıklarıyla okurun burnunu sızlatır. O güçlü, kararlı, inatçı kız daha fazla dayanamamış ve ormana kaçıp içini boşaltana kadar ağlamıştır.
Jane’in ergenliğe girmesi, karşı cinse ilgi duymaya başlaması ve ilk kez âşık olmasıyla dengesi yeniden bozulur. Bu dengeyi tekrardan sağlayan şey babasının koruma duygusuyla her an yanında olması ve doktorunun ondan hiçbir şey saklamadan, büyük bir insan gibi her şeyi açıklamasıdır. Yaşamı boyunca seks yapamayacağını zaten içten içe bilen Jane, bununla da yaşamayı öğrenir, âşık olma duygusunu tatması onun için yeterlidir, bu duyguyu ömrü boyunca anımsayacaktır, bundan sonrası için etrafındaki erkekleri uzak tutması yeterlidir.
Jane roman boyunca hastalığını kaderin sillesi, başının belası, onulmaz derdi olarak görmek yerine hastalığıyla en barışık nasıl yaşayabileceğinin dersini veriyor biz okurlara, hem de hiç öğretmenlik yapmadan. Bu nedenle kitabı okurken onun yerine bazen ben isyan ettiysem de aslında Jane’in ne kadar doğru ve akıllıca yaşadığını kalpten biliyorum. Okurken sık sık aklıma geldi, insanlar saçma sapan kişisel gelişim kitaplarına para harcayacağına, böyle romanlar okusalar, çok daha yararlı olur sanki. Seda Çıngay Mellor’un tertemiz Türkçesiyle Başka Dünyanın Kuşları’nı okumak eminim size de iyi gelecek.

Banu Yıldıran Genç

Başka Dünyanın Kuşları
Brad Watson
çev: Seda Çıngay Mellor

Kafka Kitap, Ekim 2017, 304 s.
* Bu yazı Agos Kirk'in Aralık 2017 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Mahcubiyet ve Haysiyet

Elias kendisini yenik hissediyordu 1941 doğumlu Dag Solstad, Norveç’in en ünlü yazarlarından biri, İskandinav edebiyatının yüz...