4 Haziran 2014 Çarşamba

Kırık Kalp Sendromu

Konuşur Gibi Yazılmış Bir Roman
Ayşe Başak Kaban öykülerden oluşan ilk kitabı Ben, Kendim ve Bergen'den kısa bir süre sonra ilk romanı Kırık Kalp Sendromu'yla karşımıza çıktı.
Bir intikam romanı olarak da okunabilecek Kırık Kalp Sendromu, hayatında hep yanlış adamları seçen İris'in aldatmalarla dolu evliliğinin bitmesinin hikâyesiyle başlıyor. Birinci tekil kişili anlatımı seçen Kaban, okura da “sen” diye hitap ederek yakın ve son derece açık bir anlatıyı tercih edeceğinin ipuçlarını veriyor.

Türkiye'de '80'lerden sonra değişen “kadınlık” algısının 2000'li yıllarda nereye geldiğini göz önüne sermesi açısından oldukça gerçekçi bir roman olduğunu söyleyebilirim. Genellikle iyi eğitim almış, aşk evliliği yapmış, “Çocuk da yaparım kariyer de” diyen, kendi bakımını da, iş hayatını da ihmal etmemeye çalışan, evin yüküyle beraber işin yükünü de sırtlanan ve orta yaşa geldiğinde annesinden o kadar da farklı bir hayat sürmediğini, hatta daha yorgun olduğunu fark eden bir kuşağın kadınları bunlar. Bu yükün üstüne birçoğu aldatılmış, yaşamlarını adadıkları erkekler tarafından gururları kırılmış kadınlar.
Son dönemde kadınların bir aradayken, erkeklerin niçin bu kadar değiştiklerini, nelerine güvendiklerini çözmeye çalıştıklarını bizzat biliyorum. Bu değişim sosyolojik bir vaka olarak incelenebileceği halde, nedense fazla dillendirilmeyen, kadınların da biraz alkol, birkaç itiraf, bolca gözyaşı sonrası hemen unutmayı yeğlediği bir konu. Ayşe Başak Kaban bunu konu edinerek, fazlaca dillendirilmeyeni anlatarak oldukça cesur ve yenilikçi bir hamle yapmış diyebiliriz. Hem de bu hamlede olmasını beklediğimiz gibi bol beddua, sağlam küfür var.
İris'in ilk yanlış aşkı, ayrılık acısını kollarında dindirdiği sonradan kocası olacak diğer aşkı derken... klasik bir boşanma ve mağdur tarafta sönmeyen intikam ateşiyle karşı karşıya kalıyoruz. İris duygularını “Kırık Kalp Sendromu” adını verdiği bloguna içdökümü gibi yazmaya başlayınca, aynı dertten muzdarip başkaları da bu “intikam” kulübünün üyeleri oluyorlar ve okur yavaş yavaş üyelerin önce yaşamlarının sonra intikamlarının peşine düşüyor.
Hiçbiri bize yabancı olmayan, farklı farklı aldatılma hikâyeleri, farklı fiziksel ve psikolojik şiddetler... Eşimizin, dostumuzun, kendimizin yaşadığı bu olayları yazar, daha önceki öykülerinde de dikkatimizi çeken biçimde, son derece detaylı ayrıntılar, incelikli gözlemlerle aktarıyor bize.
Romanın nicelik olarak yarısını oluşturan ve zaman akışında atlamaları ustaca kotarılan İris'in yaşamından sonra diğer karakterler sanki biraz aceleye getirilmiş gibi. Roman hacimsel olarak bu kadar karakteri kaldıramayabileceğinden, karakterleri azaltmak ya da hepsinin yaşam-intikam hikâyelerine yer vermemek doğru bir seçim olabilirmiş. Bazı bölümlerde anlatılmasının kurguya ya da karakter gelişimine katkısı bulunmayan olaylar, kişiler yer alıyor. Roman türünün yazara tanıdığı özgürlük böyle sıkıntılara yol açabiliyor. Yine bazı betimlemelerde yazarın çok şey anlatmak istemesine kurban gitmiş yerler var, İris'in ayrılmaya karar verdiği gecenin sabahında kendisini anlatırken fazlaca gevezelik yapması, hatta dayanamayıp parantezlerle anlatması gibi: “Saçlarım mahalle kavgasına karışmış gibi yolunmuş. Çocukluğumdan beri bir türlü vazgeçemediğim davranışlarımdan birisidir bu; ne zaman korksam veya öfkelenip bağırmaya başlasam ellerim iki yandan saçlarımı kavrar, onları çekiştirirken; korktuysam çığlık atarım, öfkeliysem bas bas bağırmaya başlarım. (Laf aramızda beni bu şekilde ilk defa gören birinin gülmemesi imkânsızdır.)”
Kendi adıma Kaban'ın vurucu öykülerini tercih etsem de, şu sıkıntı dolu gündemde, çocukluğumuzdaki masallar gibi kötülerin cezalandırıldığı, alınan intikamların yüreğimize su serpeceği, aşk, sevgi, nefret gibi duyguları bir daha düşündürecek, özellikle kadın okurlar için “kızkardeşlik” duygusunu pekiştirecek, son derece açık, akıcı ve doğal bir dille, konuşur gibi yazılmış bir roman var karşımızda.

Banu Yıldıran Genç

Ayşe Başak Kaban, Kırık Kalp Sendromu, Ayizi Kitap, Nisan 2014, 260 s.
* Bu yazı Notos'un Haziran-Temmuz 2014 sayısında yayımlanmıştır.

Disko Topu

Yok sayılan hayatlar İthaki Türkçe Edebiyat dizisi dikkate değer kitaplar yayımlamaya devam ediyor. Disko Topu oldukça can acıt...