Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ateistin Kutsal Kitabı

Düşünüyorum, o halde ateist miyim? Aforizma ne işe yarar? Barış Bıçakçı, Sinek Isırıklarının Müellifi'nde şöyle dedirtir kahramanına: "Aforizma... Hani şu kahvaltıda ekmeğin üzerine sürdüğümüz beyaz ve kıvamlı şey. Sizi beslemez ama tok tutar." Tok olmak herkesin ihtiyacı olduğundan, son senelerde oldukça farklı aforizma kitapları yayımlandı, bunlardan bazıları oldukça ünlendi ve çok sattı. Bazı kitaplar farklı konu başlıkları altında toplanmış aforizmaları içerirken, bazıları ise belli konular üstüne yoğunlaşmıştı. Hatta aforizmalar o denli sevildi ki son yıllarda yayımlanan bazı romanlar, kurgudan, dilden ve edebiyattan öte, aforizmalarla doluydu! Kendi adıma, aforizmalarla dolu bir roman okumaktansa bir araya toplanmış aforizmaları okumayı tercih edeceğimi söyleyebilirim. Notos Kitap'ın bu ay yayımladığı Ateistin Kutsal Kitabı, adından da anlaşılacağı üzerine "Tanrı'nın yokluğu" üzerine söylenmiş aforizmalardan oluşuyor. Tanrı'nın olmadığına dair…

Tavşan Deliğinde Fiesta

Uyuşturucu kartelinde bir tavşan... Tavşan Deliğinde Fiesta, son dönemlerde okuduğum en ilginç romanlardan biri. Aslında bir novella demek daha doğru, küçücük ama etkisi çok büyük bir kitap. Yazar Juan Pablo Villalobos, bir çocuk romanı kadar sade ve içten bir dille kaleme almış romanını, antrparantez belirtmek gerekir ki çocuk romanı yazmak hiç de öyle sanıldığı gibi kolay bir iş değildir, Türkiye'de yeni yeni "iyi"leşmeye başlayan çocuk yazınında en önemli şey içten olmaktır, çünkü karşınızdaki okur daha mesajlardan, alegoriden anlamayan, anlamasına da gerek olmayan bir çocuktur. İçtenlik, göstere göstere bir şeyler öğretmemek, büyüklerin bakış açısıyla ve diliyle yazmamak en önemli faktörlerdir. Bu nedenle Tavşan Deliğinde Fiesta, bir çocuğun dilinden, içtenlikle yazılmış bir büyük romanı. Ana karakter küçük bir oğlan çocuğu. Meksika yerli dilinde adı "tavşan" anlamına gelen Tochtli'nin bakış açısı romanın sonuna kadar ustalıkla kullanılıyor. Akla gele…

Zarafa

Gerçek Bir Yolculuğun Masalı... "Zarafa'nın öyküsü başlangıcından sonuna dek en tuhaf ve aykırı rastlaşmalarından biridir; Afrika köle ticaretinin Avrupa Aydınlanması ile buluşması kadar karmaşık, Beyaz ve Mavi Nil'in ana ırmağa varmak için yarışması kadar aldatıcı basitliktedir." Michael Allin Hayatımda bir kere sirke gittim, oldukça da büyüktüm, karnımda çocuğum vardı. Yaşamımdaki en büyük pişmanlıklardan biridir o ortamı, uyuşturulmuş, gözlerinin feri yok olmuş hayvanları görmek. Bir daha gitmeme kararı aldım. Üç sene önce gezme fırsatı bulduğum dünyanın en büyük hayvanat bahçelerinden biri olan London Zoo hakkında ne düşünmem gerektiğine ise hâlâ karar verebilmiş değildim, bu kitabı okuyuncaya dek! Emir Kusturica'nın Underground filminin başında savaşta bombalanan bir hayvanat bahçesi vardır. Toz duman içinde dolanan filler, çığlık çığlığa bağıran maymunlar, filmin en acı sahnelerinden birini canlandırmaktadırlar. Fransız Devrimi'nde de, Birinci ve İkinci …

Bayan Brodie'nin Baharı

Baharımız bitmeden... Bir insanın baharı ne zamandır? Ne zaman gelir, ne zaman geçer, baharımız bitene kadar ne yapmalıyız ya da ne yapmamalıyız? Marcia Blaine Okulu'ndan Bayan Jean Brodie bize bunların hepsinin yanıtını yetkince verebilir çünkü o yaşamının baharında ve ne yapması gerektiğini hepimizden iyi biliyor. 'Bayan Jean Brodie'nin Baharı' değerli ve tekrar tekrar okunması gereken bir roman. Özellikle zamanda sıçramalarla başarılı bir biçimde kotarılan kurgusu, feminist, politik ve dinsel eleştiri yöntemleriyle okunmaya açık olması, yazıldığı dönemden bugüne değerinin bilinmesini sağlamış. Kitabın daha çok politik yönünden bahsedilse de bence asıl dikkati çeken unsur 1930'lu yıllarda hâlâ Viktoryen ahlak kurallarıyla yaşamanın ve modern dünyaya adapte olmanın arasında sıkışıp kalmış kafası karışık kadın karakterleri. “Oğlanlar, Marcia Blaine Okulu'nun kızlarıyla konuşurken bisikletlerinin öteki yanında, gidonları tutarak duruyordu; böylece karşı cinsler …

Ben, Kendim ve Bergen

Gayri resmi tarih Sanırım hepimiz tarihin ders kitaplarından öğrenilemeyeceği konusunda hemfikiriz. Tarih kitaplarında yazılanlara çocuk yaşta değilse de daha sonra “özellikle inanılmaması gerekenler” diye bakmak gerekiyor. Ben bir okur olarak romanlardan, öykülerden öğrendiğim tarihi her zaman resmi olana tercih ettim. İnsanların yaşadıklarını bilmenin, resmin bütününü görmeye daha fazla yardımcı olduğunu düşünüyorum. Ayşe Başak Kaban'ın öykü kitabı Ben, Kendim ve Bergen de 1980'lerden günümüze bir Türkiye panoraması sunuyor biz okurlara; öykülerinde devletin kaybettiği insanlar ve Cumartesi Annelerinin tarihinden tutun da, Kemal Türkler'in öldürülmesine, kadının gördüğü şiddetten, trans cinayetlerine kadar canımızı acıtan, deştikça kanayan tüm yaralar bir bir işlenmiş. Edebiyat özelinde düşünürsek yazar, yaşamla derdi olan insandır, hesaplaşmasını nasıl yaptığıysa bizi biçeme ve dile götürür. Bazı yazarlar bu hesaplaşmayı daha soyut bir düzlemde yaparken, Ayşe Başak Kaba…