Ana içeriğe atla

Ateistin Kutsal Kitabı



Düşünüyorum, o halde ateist miyim?
Aforizma ne işe yarar? Barış Bıçakçı, Sinek Isırıklarının Müellifi'nde şöyle dedirtir kahramanına: "Aforizma... Hani şu kahvaltıda ekmeğin üzerine sürdüğümüz beyaz ve kıvamlı şey. Sizi beslemez ama tok tutar." Tok olmak herkesin ihtiyacı olduğundan, son senelerde oldukça farklı aforizma kitapları yayımlandı, bunlardan bazıları oldukça ünlendi ve çok sattı. Bazı kitaplar farklı konu başlıkları altında toplanmış aforizmaları içerirken, bazıları ise belli konular üstüne yoğunlaşmıştı. Hatta aforizmalar o denli sevildi ki son yıllarda yayımlanan bazı romanlar, kurgudan, dilden ve edebiyattan öte, aforizmalarla doluydu! Kendi adıma, aforizmalarla dolu bir roman okumaktansa bir araya toplanmış aforizmaları okumayı tercih edeceğimi söyleyebilirim.
Notos Kitap'ın bu ay yayımladığı Ateistin Kutsal Kitabı, adından da anlaşılacağı üzerine "Tanrı'nın yokluğu" üzerine söylenmiş aforizmalardan oluşuyor. Tanrı'nın olmadığına dair birçok düşünürden, sanatçıdan alıntılar yapıyor. Derleyen Joan Konner, kitabın başındaki notunda, alıntıların büyük bir çoğunluğunun kurmaca kitaplardan alındığını, bu nedenle yazarların bu düşüncelere katılmak gibi bir zorunluluğu olmadığını belirtmiş. Simpson çizgi dizisinden Homer Simpson'ın, "Tanrı dinsizleri korusun." demesinin, dizi senaristlerini bağlayamayacağı gibi. Bu nottan da anlaşılacağı üzre, ateistler düşüncelerinden dolayı tüm dünyada sık sık taciz edilmekteler.
Kitapta toplam 32 konu başlığı var. Bu başlıklar Yaratılış'tan Vahiyler'e, Kadınların Kitabı'ndan Cennet'e kadar uzanıyor. Başlığa ait aforizmalar oldukça düzenli bir şekilde sınıfılandırılmış, ayrıca dipnotlardaki özen de dikkat çekici. Okurken merak edebileceğiniz her nokta dipnotlarla aydınlatılmış. Sonda ise oldukça detaylı bir adlar dizini yer almakta. Kitabın en beğendiğim bölümü ise 9 yazara, düşünüre özel, kitaplar adında bölümler ayrılması olmuş. Örneğin Friedrich Kitabı'ndan, Nietzsche'nin "Tanrı öldü"den başka şöyle bir sözünü okuyabilirsiniz: "Stendhal, tam da benim yapmam gereken en iyi ateist şakasını yaparak bu fırsatı elimden aldı: 'Tanrı'nın tek kusuru, var olmamasıdır.'" Woody Kitabı'nı, bir Woody Allen filmi izlercesine keyifle ve gülümseyerek okuyabilir, "Şey evet, birinin bizi gözlediğine inanıyorum. Ne yazık ki hükümet oluyor bu." aforizmasını manidar bir biçimde onaylayabilirsiniz. Yine kitapta Napoleon Bonaparte'ın "Din, yoksulların zenginleri öldürmelerini önler." cümlesiyle bu ünlü tarihi kişilik hakkında bildiklerinizi bir daha gözden geçirebilirsiniz. Charlie Chaplin'in "İsa'yı ben oynamak istiyorum. Mantıklı bir tercih olurum. Ona benziyorum. Yahudiyim. Ve komedyenim. Üstelik ateistim, bu yüzden karakteri nesnel bir biçimde canlandırabilirim. Başka kim oynayabilir?" dediğini okuduğunuzda, ülkemizde bu denli cesur oyuncular var mı, merak edebilirsiniz.
Türkiye'de son yıllarda ilginç bir biçimde ateizmle ilgili yayımlanan kitaplar artıyor. Her ne kadar dünyanın muhafazakârlaşmaya doğru tersine bir değişim içinde olduğunu bilsek de, kitaptaki aforizmalarda özellikle bahsedilen şey, düşünen insanın gerçeği bulacağı!
Ülkemizde zorunlu din dersinden tutun da, nüfus kâğıtlarından bir türlü silinemeyen din hanesine kadar, ateist olana yaşamı zorlaştıracak bir sürü uygulama var. Yine de yayımlanan ve çokça okunan bu kitaplardan anlıyoruz ki, sürekli duyduğumuz "bu ülkenin % 99'u Müslüman" cümlesi doğru olmayabilir. Ateizmin Kutsal Kitabı, lise çağlarında ateizmin adını bilmese de Tanrı'nın varlığını sorgulamaya başlayan ama çocukken okuldan ve aileden aldığı dini bilgiler nedeniyle suçluluk duyan gençler için çok değerli bir hediye olabilir. Böyle kitaplar hediye etmeli, etmeli ki suçluluk duygularından arınıp "benim gibi ne çok insan varmış" desinler.
Son sözü yine kitaptan bir aforizmayla söylemek gerekirse, Havelock Ellis'in dediği gibi: "Çağdaş dünyanın bütün dinsel sorunlarının kaynağı, Kudüs'te bir akıl hastanesinin bulunmayışıdır." Ne dersiniz?

Banu Yıldıran Genç
Ateistin Kutsal Kitabı
Notos Kitap
Ocak 2012, 164 s.
 *Bu yazı Akşam Kitap'ta 13 Ocak 2012 tarihinde yayımlanmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kibritleri Çok Seven Küçük Kız

Alabildiğine garip, alabildiğine dokunaklı... Okurları bu yazıyı okumadan önce kitabın konusundan bahsettiğime, güncel terimle “spoiler” verdiğime dair uyarmak isterim. Romanın farklılığını ve güzelliğini olay örgüsünden bahsetmeden anlatmak pek mümkün değildi. Kibritleri Çok Seven Küçük Kız, Kanadalı yazar Gaétan Soucy'nin 1998 yılında yayımlanan ve çok ses getiren romanı. Gerek farklı konusu, gerek bu konuyu işlerken zaman zaman uydurulan kelimelerle oluşturduğu dili, gerekse olay örgüsünü ilmek ilmek incelikle kurma başarısıyla bitirdikten sonra bile uzun süre etkisinden kurtulamadığım bir roman oldu Kibritleri Çok Seven Küçük Kız. Roman ıssız bir ormanın içinde yaşayan iki kardeşin babalarının ölümüyle başlar. Oldukça korkulan despot babayı çekinerek uyandırmaya çalışan kardeşlerden korkak olanı odaya titreyerek girer ve babanın kendini asarak intihar ettiğini keşfeder. Romanda hiçbir olay net bir biçimde açıklanmamaktadır, babanın intiharını “Neticede, sarıp sarmalayacağımız bab…

İtiraf Ediyorum

Ortaçağ'dan bugünlere, kötülüğün tarihi... Dünyaca ünlü Katalan yazar Jaume Cabré'nin 2011'de yayımlanan, birçok dile çevrilip çok satan, çok beğenilen romanı İtiraf Ediyorum yazın başında Türkçe olarak kitapçılardaki yerini aldı. Edebiyat şöleni olarak da nitelendirebileceğimiz bu romanla, aslında pek de tanımadığım Katalan edebiyatına adım atmış oldum. 800 sayfayı aşan bu roman, bir yaşam öyküsü. Adrià Ardèvol'un çocukluğundan başlayarak sona doğru ilerleyen yaşamı. Sevgisiz bir ailede büyüdüğünün çok küçük yaşlarda farkındadır Adrià. Despot babasının yön verdiği okulu, hobileri ve yaşamı vardır. Baba Fèlix Ardèvol Barselona'nın en iyi antikacılarındandır. Bu antikalardan bir madalyon, bir keman ve bir resim roman boyunca izini süreceğimiz nesneler olacaktır. Bu nesnelerin neredeyse binlerce yıla yayılan hikâyeleri ve elden ele geçişlerindeki kötülük dolu anılar, insan denen varlığın hiçbir zaman iyiye evrilemeyeceğini ispatlar gibi okura. İnsana dair bir umut besli…

Unutkan Ayna

Aynanın unutamadığı Ermeniler... 1915'in üzerinden geçen yüz yılın ardından Ermeni kıyımını Türklerin gözünden anlatan, benim de birkaçını okuduğum onlarca roman yayımlandı. Okuduklarım arasında hem içeriği hem de dili, kurgusuyla beni çok etkileyen olmadı diyebilirdim, Unutkan Ayna'yı okuyana dek. Nisan ayında yayımlanan Unutkan Ayna'da Gürsel Korat uzun yıllar unutamayacağımız bir 1915 portresi çiziyor bize.  Gürsel Korat daha önce yazdığı romanlarla da İç Anadolu'yu diliyle, sesiyle, coğrafyasıyla ustalıkla anlatmış bir yazar. Bugüne dek genellikle Doğu'dan dinlediğimiz kıyımı Nevşehir'de yaşıyoruz bu kez. İç içe hep beraber yaşanan bir Nevşehir burası, Nevşehir'in merkezi Anadolu'nun birçok bölgesinin aksine  dine, kökene göre mahallelere ayrılmamış. Kitapta birkaç kez söylendiği gibi sayıca çok da fazla değildir Ermeniler, “gavur niyetine kim varsa Rum”dur. Rumların nüfusu Ermenilerin on katıdır. Ermenilerin de Rumların da anadili Türkçedir, okula gi…