2 Nisan 2014 Çarşamba

Hastalıksız Adam

Hastalıksız ve steril Avrupa
Arnon Grunberg uzun bir süre önce keşfetmiş olmaktan mutluluk duyduğum bir yazar. İlk olarak son derece eğlenceli Hayalet Acı' okumuş, sonra öbür kitaplarıyla devam etmiştim. Kitaplarından birinin yazarı Marek Van Der Jagt. Bu sizi şaşırtmasın çünkü Grunberg kendi uydurduğu bu adla Kelliğimin Hikâyesi'ni yazıyor ve 1994 yılında zaten kazanmış olduğu Anton Watcher ödülünü bir kez de takma adıyla kazanıyor. Hatta üstüne edebiyat dergilerinde, gazetelerde bu iki yazar polemiklere giriyor ve sonunda gerçek anlaşıldığında, ödül “Marek”ten geri alınıyor.
Grunberg okurlarının bu eğlenceli hikâyeye şaşırmaması gerek çünkü yazarın incelikli mizah duygusu bütün romanlarında görülüyor. Romanlarında genel olarak orta sınıf Avrupalılarla uğraşmayı tercih eden Arnon Grunberg, bunu Hastalıksız Adam'da da sürdürüyor. Annesi çalışma kamplarından kurtulmuş bir Yahudi olan yazar, muhtemelen “öteki” olmanın anlamını bildiği için, kendisini ev sahibi sananları didik didik ediyor, sahte duyarlılıklar ve uygar davranışlardan soyup geriye kalan “Avrupalı”yı tüm çıplaklığıyla teşhir ediyor. Bu teşhirde herhangi bir olumsuz yargı, eleştiri yok, Grunberg sadece gerçeği gösterip aradan çekiliyor.

Bu kez İsviçre Zürih'te yaşıyor orta sınıf Avrupalımız. Fakat Grunberg romanlarındaki ana karakterlerden biraz farklı çünkü babası Hintli olduğu için ten rengi “koyu”. Samarendra Ambani -ki kendisine daha çok Sam deniyor- mimarlık eğitimi görmüş, Nina adında beyaz bir kız arkadaşa sahip, geleceği parlak biri. Biraz fazla ciddi, mizah duygusu pek gelişmemiş, temizlik hastası Sam'in Bağdat'ta inşa edilecek bir opera binası yarışması için Irak'a uçmasıyla başlar her şey. Burada başına gelenler trajikomiktir. Ortada yarışma falan yoktur, zaten düzenleyen kişi öldürülmüştür, Sam ajandır... Batı'nın en steril ve en tarafsız ülkesinden çıkıp Doğu'da bir ülkede işkencelere, aşağılanmalara ve pisliğe katlanmak Sam'in yaşamını altüst edecek, “hastalıksız” bir adam olarak gittiği Irak'tan ruhu hastalanarak dönecektir.
Konsolosluğun çabasıyla kurtarılıp ülkesine geri dönen Sam, olayları yok sayarak hatta onlardan fanteziler uydurarak yaşamını tekrar rayına oturtmaya çalışır.
İsviçre'de televizyona vereceği röportajlardan birinde yapımcı kendisine neden sadece sekiz dakika süresi olduğunu açıklar: “Sizin İsviçre pasaportunuz var elbette, ama siz tipik İsviçreli değilsiniz. İnsanlar size bakınca Asyalı bir tip görüyorlar, izleyiciler sizinle özdeşleşemiyor.” Bu sözler Sam'i sarsar çünkü o kendisini yıllardır tipik bir İsviçreli olarak görür: “hijyenik, güvenilir, tarafsız, disiplinli ve itaatkâr”. Oysa en yakınları bile yine o bilindik Avrupa şüpheciliğiyle onun casus olup olmadığını tartışmaya başlamıştır. Koyu tenli tipik bir İsviçreli olamayacağı aşikârdır.

Kahramanımız “çivi çiviyi söker” mantığıyla, başına gelenleri aşabilmek adına bir kez daha Doğu'ya fakat bu kez biraz daha gelişmiş bir yer olan Dubai'ye gider. Oysa garip ve trajikomik yazgısı burada da kendini gösterir. Sam yakınlarının şüphelerini hisseder ve kendini savunmayı bırakır.
Arnon Grunberg Hastalıksız Adam'da, özellikle Doğu'yu betimlediği bazı bölümlerde, eleştirdiği seçkinci bakışın tuzağına kendisi düşüyor, klişe tipler ve yerler yaratıyor. Bu nedenle ilk kez Grunberg okuyacaklara mutlaka Tirza'yı tavsiye ediyorum.

Banu Yıldıran Genç

Arnon Grunberg, Hastalıksız Adam, Alef Yayınevi, 191 s.
* Bu yazı Notos'un Nisan-Mayıs 2014 sayısında yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Disko Topu

Yok sayılan hayatlar İthaki Türkçe Edebiyat dizisi dikkate değer kitaplar yayımlamaya devam ediyor. Disko Topu oldukça can acıt...