Ana içeriğe atla

Belgelerim

Edebiyata inanmak…
Edebiyat  bizi gündemden, dertlerden uzaklaştırıp kendi büyülü dünyasında yaşatıyorsa Latin Amerika edebiyatı o büyülü dünyayı “evim” sanmamı sağlıyor diyebilirim. Yeni kitabını sabırsızlıkla beklediğim Şilili Alejandro Zambra bu kıtanın son yıllardaki en önemli yazarlarından. Zambra tutkum benimle hemen hemen aynı yıllarda, benimkine benzer bir memlekette doğduğu, apolitik bir ailede darbeler ve kayıplarla dolu bir kuşakla büyüdüğü için belki… belki de Alejandro Zambra’yı sevmek için bu benzerliklere gerek yok, uyduruyorum sadece.
Notos Kitap Zambra’nın öykü kitabı Belgelerim’i yine Çiğdem Öztürk çevirisiyle bizlerle buluşturdu. Daha önce romanlarıyla tanıdığımız yazar bilgisayarın “Belgelerim” dosyasında öylece bekleyen metinlere benzetiyor öykülerini. Bazı öykülerde bunun bahsi de geçiyor, yazılıp unutulan, unutulması tercih edilen, zamanını bekleyen öyküler. “Bu belgeyi kapamayı ve sonsuza dek Belgelerim klasörünün içinde tutmayı düşünüyorum. Fakat bunu yayımlayacağım, her ne kadar bitmiş olmasa da yayımlamak istiyorum.”
Zambra’nın romanlarını okuyanlar onun geçmişin izini sürmekte, çocukluktan yola çıkıp bugünlere gelmekte usta olduğunu biliyorlardır, geçmişi didik didik ederken bir jesti bir mimiği anımsayıp onun üzerine sayfalar dolusu yazabilir. Hemen hemen bütün öyküleri geçmişin izlerini taşıyor. Kitabın adıyla aynı adı taşıyan ilk öyküsünde aslında kendi yaşamını gözlerimizin önüne seriyor yazar. Bir röportajında anlattığı büyükannesinin depremde yaşadıkları öyküde aynen tekrarlanıyor. İlk kez 1980 yılında görülen bir bilgisayardan anne baba ve çocukluğa akan anlatı, yine aralarda Pinochet’ye, devrime, dine, cinselliğe değinerek bugünlere geliyor. Öykülerinde de romanlarında olduğu gibi hep bir mizah var Zambra’nın, okuyanı önce gülümseten, sonra komik olanın aslında ne kadar acı olabileceğini de hatırlatan bir mizah. “1988 yılının Mart ayında Ulusal Enstitü’ye girdim. Arkasından eşzamanlı olarak demokrasi ve ergenlik geldi. Ergenlik gerçekti. Demokrasi değil.”
Camilo kitabın en iyi öykülerinden biri ve bunu sonunda bayağı ağladığım için söylemiyorum. Aileye pat diye düşüveren vaftiz oğul, eğlenceli, bilgili Camilo. Anlatıcının geçmişten çekip çıkardığı anıları sayesinde üst üste dizilen bloklar misali gözlerimizin önünde canlanan Camilo. Anlatıcıya kafiyesiz de şiir olabileceğini öğreten, normal olmanın iyi bir şey olmadığını hissettiren, kızlarla ilgili öğüt verirken en absürt deneyimleri yaşatan, bir Latin Amerikalıdan beklenmeyecek denli futbol cahili, şaşkın ama aileden biri olan Camilo’nun öyküsü yine bir şekilde darbeye, Avrupa’ya kaçmak zorunda kalan babasının üzerinden Pinochet’ye varır. Zambra’nın yine aynı röportajında söylediği gibi: “Şimdiki zamanla ilgili olarak bugün Şili’nin ‘diktatörlük’ sözcüğü anılmadan anlaşılmasının mümkün olmadığını söyleyebilirim.” Camilo’da unutulmaz bir öykü kahramanı yaratan yazar sonda bizi uyarıyor: hikâye böyle bitmemeliydi ama bitiyor. 
Çok İyi Sigara İçerdim, edebiyat tarihinde sigara üzerine yazılmış en iyi metinlerden biri sanırım. Kahramanımız migren yüzünden bırakması gereken sigarayla ilişkisini edebi referanslarla anlattığından öykü neredeyse bir yazarlar resmigeçidi. Üniversite yıllarında Heinrich Böll’ün Palyaço’sunu okurken ne zaman romanın kahramanları sigara yaksa kendisinin de yaktığını söyleyen anlatıcı Böll’ün romanlarını bitirdiğinde iflah olmaz bir tiryakiye dönüşmüştür bile. Sigarayla ilişkisini baştan sona anımsamaya ve anlatmaya çalışırken aslında edebiyatla ilişkisinin de dökümünü yapmaktadır. “Sigara içenler için gerçeğe yakın olan, sigara içmeyenler için edebiyattır. Mesela Julio Ramón Ribeyro’nun muhteşem öyküsü gibi: bir sigara paketini kurtarmak için çaresizce camdan atlayan ya da yıllar sonra, hastalıktan kırılırken sırf kuma gömülü sigaraları, heyecanlı bir köpeciğin yardımıyla, çıkarmak için her gün plaja inen tiryaki. Sigara içmeyenler bu öyküleri anlayamaz. Abartılı bulur, bu öyküleri ıskalarlar. Buna karşılık bir tiryaki onların değerini bilir, hazine gibi saklar.” İşte bu sebeple bu öyküyü okurken dikkat edin, sigara içmeyeni bile başlamaya özendiren bir günaha çağrı metni. Sigara içenler her geçen gün ikinci sınıf vatandaşa dönüşüyorken bir yazar geliyor ve bize diyor ki: “Sigaralar hayatın noktalama işaretleridir. Şimdi ben noktalama işareti olmadan, ritim olmadan yaşıyorum. Hayatım budala bir avangard şiir.”
Zambra’nın öykülerinde darbe ve diktatörlüğün dışında yıkıcı depremler, kötü okullar, kamplaşmış öğretmenler, ensest ilişkiler, tecavüzler var ama tüm bunların yanında masal anlatan büyükanneler, çocuklarının geleceği için susmak zorunda kalan anne-babalar, birbirlerine devrimin ne olduğunu öğreten arkadaşlar da var. Kendimizi evimizde hissetmemiz için şartlar son derece müsait. Belgelerim öyküsünde dini duyguları uçup gittikten sonra bir daha hiç Tanrı’nın varlığıyla ilgilenmediğini söyleyen anlatıcı şunu ekler: “… belki de sonradan içtenlikle, sadakatle ve mutlak şekilde edebiyata inanmaya başladığımdandır.” 
Neyse ki edebiyata inanan yazarlar, onları yayımlayan yayınevleri, yazılanları müthiş bir biçimde çeviren çevirmenler var. Bu sayede şu sallantılı dünyada dengemizi bulabiliyoruz.
Banu Yıldıran Genç

Belgelerim, Alejandro Zambra
çev. Çiğdem Öztürk

Notos Kitap, Temmuz 2016, 210 s.
* Bu yazı Agos Kirk'in Ekim 2016 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kibritleri Çok Seven Küçük Kız

Alabildiğine garip, alabildiğine dokunaklı... Okurları bu yazıyı okumadan önce kitabın konusundan bahsettiğime, güncel terimle “spoiler” verdiğime dair uyarmak isterim. Romanın farklılığını ve güzelliğini olay örgüsünden bahsetmeden anlatmak pek mümkün değildi. Kibritleri Çok Seven Küçük Kız, Kanadalı yazar Gaétan Soucy'nin 1998 yılında yayımlanan ve çok ses getiren romanı. Gerek farklı konusu, gerek bu konuyu işlerken zaman zaman uydurulan kelimelerle oluşturduğu dili, gerekse olay örgüsünü ilmek ilmek incelikle kurma başarısıyla bitirdikten sonra bile uzun süre etkisinden kurtulamadığım bir roman oldu Kibritleri Çok Seven Küçük Kız. Roman ıssız bir ormanın içinde yaşayan iki kardeşin babalarının ölümüyle başlar. Oldukça korkulan despot babayı çekinerek uyandırmaya çalışan kardeşlerden korkak olanı odaya titreyerek girer ve babanın kendini asarak intihar ettiğini keşfeder. Romanda hiçbir olay net bir biçimde açıklanmamaktadır, babanın intiharını “Neticede, sarıp sarmalayacağımız bab…

İtiraf Ediyorum

Ortaçağ'dan bugünlere, kötülüğün tarihi... Dünyaca ünlü Katalan yazar Jaume Cabré'nin 2011'de yayımlanan, birçok dile çevrilip çok satan, çok beğenilen romanı İtiraf Ediyorum yazın başında Türkçe olarak kitapçılardaki yerini aldı. Edebiyat şöleni olarak da nitelendirebileceğimiz bu romanla, aslında pek de tanımadığım Katalan edebiyatına adım atmış oldum. 800 sayfayı aşan bu roman, bir yaşam öyküsü. Adrià Ardèvol'un çocukluğundan başlayarak sona doğru ilerleyen yaşamı. Sevgisiz bir ailede büyüdüğünün çok küçük yaşlarda farkındadır Adrià. Despot babasının yön verdiği okulu, hobileri ve yaşamı vardır. Baba Fèlix Ardèvol Barselona'nın en iyi antikacılarındandır. Bu antikalardan bir madalyon, bir keman ve bir resim roman boyunca izini süreceğimiz nesneler olacaktır. Bu nesnelerin neredeyse binlerce yıla yayılan hikâyeleri ve elden ele geçişlerindeki kötülük dolu anılar, insan denen varlığın hiçbir zaman iyiye evrilemeyeceğini ispatlar gibi okura. İnsana dair bir umut besli…

Unutkan Ayna

Aynanın unutamadığı Ermeniler... 1915'in üzerinden geçen yüz yılın ardından Ermeni kıyımını Türklerin gözünden anlatan, benim de birkaçını okuduğum onlarca roman yayımlandı. Okuduklarım arasında hem içeriği hem de dili, kurgusuyla beni çok etkileyen olmadı diyebilirdim, Unutkan Ayna'yı okuyana dek. Nisan ayında yayımlanan Unutkan Ayna'da Gürsel Korat uzun yıllar unutamayacağımız bir 1915 portresi çiziyor bize.  Gürsel Korat daha önce yazdığı romanlarla da İç Anadolu'yu diliyle, sesiyle, coğrafyasıyla ustalıkla anlatmış bir yazar. Bugüne dek genellikle Doğu'dan dinlediğimiz kıyımı Nevşehir'de yaşıyoruz bu kez. İç içe hep beraber yaşanan bir Nevşehir burası, Nevşehir'in merkezi Anadolu'nun birçok bölgesinin aksine  dine, kökene göre mahallelere ayrılmamış. Kitapta birkaç kez söylendiği gibi sayıca çok da fazla değildir Ermeniler, “gavur niyetine kim varsa Rum”dur. Rumların nüfusu Ermenilerin on katıdır. Ermenilerin de Rumların da anadili Türkçedir, okula gi…